DOLAR 5,8172
EURO 6,4663
ALTIN 279,2
BIST 94.896
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Malatya 22°C
Gök Gürültülü

Bağırsağımızdaki mantarlar ve Sarhoş Hasta Sendromu

Bülent Kaya
Mezun Olduğu Okul: İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Branşı: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Bugün beslenmebulteni.com.tr den alıntı yaptığım benimde Tıp Fakültesinden hocam olan Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın kaleme aldığı çok güzel bir yazıyı sizlerle paylaşacağım. Hocamızı bu vesile ile saygı ve sevgi ile anıyorum. Sürekli kendimizi yorgun hissetmenin beslenme ile ilgisini anlatıyor. Sabırla sonuna kadar okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Bir makine düşleyelim. Bir tarafından şeker veriyorsunuz, diğer taraftan saf etil alkol alıyorsunuz. Aklınıza şarap fabrikası geliyor değil mi? Bir taraftan üzüm suyu giriyor, diğer taraftan şarap çıkıyor. Peki, bu fabrika sizin vücudunuzsa eğer? Neler düşünürsünüz o zaman? Yediğiniz baklava, çikolata, şekerlemeler; alkole dönüşüyorsa vücudunuzda? Bu yazıda Nörolog Dr. Güçlü Ildız ve Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın bağırsağımızdaki mantarların çeşitli hastalıklarla ilişkisini gösteren yazılarını okuyacaksınız.

Sarhoş Hasta Sendromu

Bir makine düşleyelim. Bir tarafından şeker veriyorsunuz, diğer taraftan saf etil alkol alıyorsunuz. Aklınıza şarap fabrikası geliyor değil mi? Bir taraftan üzüm suyu giriyor, diğer taraftan şarap çıkıyor.

Peki, bu fabrika sizin vücudunuzsa eğer? Neler düşünürsünüz o zaman? Yediğiniz baklava, çikolata, şekerlemeler; alkole dönüşüyorsa vücudunuzda?

İşte kandida adı verilen ve bağırsaklarda bulunan mantarlar, gıdalardan aldığınız sofra şekeriyle imal edilmiş ürünleri ve unlu mamulleri önce piruvat’a sonradan asetaldehid ve karbondioksit’e dönüştürüyor. Asetaldehid, hem karaciğer hem de mantar tarafından etil alkol’e dönüştürülüyor. Açığa çıkan karbondioksitin etkisiyle karnınızda şişkinlik oluşuyor.

Normal bağırsak ortamında bir miktar kandida’nın olması yadırganamaz. İnce ve kalın bağırsağın hayvanat bahçesinde daha ne canlılar yaşıyor. Normal şartlar altında bağırsaklarda bulunan mikroorganizmaların orantılı bir nüfusu var. Belli bir düzeyi geçmedikten sonra azınlıkta olmaları herhangi bir sıkıntıya yol açmıyor. Ancak bifidobakteriyum ve laktobasillus adlı faydalı bakterilerin azalmasıyla hayvanat bahçesindeki denge kandida lehine bozuluyor.

Antibiyotikler, antiasitler, mide ülseri ve reflü ilaçları, doğum kontrol hapları, şekerli ve beyaz unlu besinler, hormonlu besinler, tedavilerde kortizon kullanımı, klorlu su içilmesi, bağırsak parazit enfeksiyonları, alkol kullanımı, tetkik öncesi kullanılan bağırsak temizleyici ilaçlar, yağsız beslenme, kanser tedavileri(kemoterapi, radyoterapi) ve şeker hastalığı; faydalı bakterilerin azalmasına ve bağırsaklarda kandida nüfüsunun patlamasına yol açıyor.

Yukarıda sıralanan etmenler nedeniyle bağırsakta sayıları artan kandida türleri öncelikle şekere, alkole ve unlu mamullere olan iştahı kamçılıyor. Alınan bu besinler kandida sayısının daha da artmasına neden oluyor ve sonuçta kronik alkol zehirlenmesi oluşuyor.

Asetaldehid kırmızı kan hücre işlevini bozarak dokulara oksijen taşınmasını azaltıyor, beyinde hücrelerarası ilişkileri sağlayan maddelerin (nörotransmiter) ve oksijen ile birleşerek beyin hücrelerinin etkinliğini azaltıyor.

Bağışıklık sistemini baskılayan ve immünosupresif olarak kullanılan bir madde olan gliotoksin, kandida tarafından salgılanarak vücudun savunma sistemleri zayıflatılıyor.

Kandida, bağırsak geçirgenliğini arttırarak(Leaky Gut Syndrome) allerjen özelliği olan büyük maddelerin vücuda girmesini sağlıyor ve allerjik reaksiyonların gelişmesine neden oluyor.

Faydalı bakteriler, enerji kaynağı olan kısa zincirli yağ asitleriyle B ve K vitaminlerinin oluşumunu sağlarlar. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirir, pH dengesini sağlar, zararlı bakterilerden korur, ilaç, hormon ve kanser nedeni olan maddelerin zararlarını önlerler. Faydalı bakterilerin azalmasıyla hastalık gelişim süreci daha da hızlanır.

Bağırsak kandida oranının artması ve faydalı bakterilerin azalması sonucu gelişen yakınmalar, 50’ye yakın madde halinde sıralanabilir. Kısaca; beyin çalışma özelliklerini bozarak baş ağrısı, baş dönmesi, dengesizlik, başta hissedilen ses, uyku bozuklukları, yorgunluk hali, unutkanlık, depresyon, mizaç değişiklikleri, görme sorunları; mide-bağırsak sistemini bozarak İBS( spastik kolon, kolit), distansiyon (karında şişlik), kabızlık vb.; kokulara karşı hassasiyet, geçmeyen prostat ve vajinal iltihaplar, tekrarlayan sistit ve böbrek enfeksiyonları, kronik sinüzit, geniz akıntısı, egzama, kas ve eklem ağrıları, astım benzeri yakınmalar ve de özellikle her türlü alerjik yakınmalar.

Klinik uygulamalarda sıklıkla tedavilerden fayda görmemiş, geçmeyen mide-bağırsak yakınması olan; uzun süreli yorgunluk, halsizlik, isteksizlik yakınmaları olan; diyabet(şeker) hastalığı, hipertansiyonu olan; yaygın vücut ve eklem ağrıları, baş ağrıları ve baş dönmesi olan kişilerde azımsanmayacak oranda kandida enfeksiyonu olduğu görülmektedir.

Uzun süreli ve geçmeyen yakınmalarda mutlaka düşünülmesi gereken bir hastalık olan kandida enfeksiyonuna yakalanan kişiler, gereksiz yere kullandıkları hormon ilaçları, antibiyotikler, mide ve bağırsak ilaçlarıyla enfeksiyonun daha da güçlenmesine neden oluyorlar. Ayrıca şekerli ve unlu besin maddeleriyle oluşturulmuş, yağdan kısıtlı diyetler; kandida türünün üremesine kolaylık sağlayan beslenme biçimlerini oluşturuyor.

Kandida, az sayıda normal bağırsak florasında bulunması nedeniyle tanısını kesin olarak koymak zor oluyor. Bu nedenle klinik uygulamalarda tanısını koyamayan hekimler, kandida enfeksiyonunu göz ardı etmek zorunda kalıyorlar. Kandida’nın ürettiği şeker alkolu olan arabinitol (arabinoz) kan ve idrarda saptanabilir. Ancak rutin laboratuar hizmetlerinde arabinoz çalışılmıyor.

Tanısı kesin konulamasa da tükrük testiyle kandida enfeksiyonu bir ölçüde saptanabilir. Bunun için sabah aç karnına, bir bardak içme suyuna tükürülerek basitçe test uygulanabilir. Normalde su yüzeyinde hava kabarcıkları dışında bir görüntünün oluşmaması gerekir. Suda bulanıklık, bulutsu görünüm, su dibinde çöküntü görülmesi; testin pozitif olduğunun işaretleridir.

Sayılan yakınmaları yıllarca yaşayan, tetkiklerden ve tedavilerden sonuç alamayan hastalar alternatif yollar denemekte, kimi zaman denk gelen mantar tedavisinden ve doğal yöntemlerden kısa ya da uzun süreli fayda görmektedirler.

Kandida tedavisinde ilk hedef, beslenme tarzını değiştirmek olmalıdır. Rafine ya da sofra şekeri içeren besinleri kesmeyen, unlu besinlere hayır diyemeyen, alkolü ve yağsız beslenme biçimini bırakamayan kişilerin tedavisi olası görünmemektedir.

Son yıllarda yaratılan kolesterol düşmanlığı sonucunda uygulanan yağdan kısıtlı diyetlerin bağırsakta kandida nüfusunu arttırdığı açıktır. Asıl sorun doğal beslenmemektir. Yağlar doğaldır ve kandidanın baş düşmanıdır. Vücudun temel yapı taşları olan yağların alınımının azaltılması, doğal ve gerçekçi olmayan bir yöntemdir. Önceki yazılarımda da sıklıkla kaynak gösterdiğim bir yayında, son 10 yıl içinde şeker ve unlu mamullerin diyetten çıkartılması ve yağ oranlarının arttırılmasıyla ilgili yapılan yayınların gözden geçirildiği makalede; beyin, kalp ve diğer hastalıklarda belirgin düzelmenin olduğu saptanmıştı. Bu makalenin yorum bölümünde şu sözcüklere yer veriliyor; Hayretle farketmekteyiz ki yüksek yağlı yiyeceklerin insanları şişmanlattığı ve kolesterol düzeylerini arttırdığı doğru değildir.

Kısaca, öncelikle doğal beslenme yöntemi uygulanmalı, bu amaçla meyveler dışında her türlü şekerli gıdalar ve unlu mamuller diyetten çıkartılmalı; et, yağ, sebze ve meyvelerle birlikte doğal olan kuruyemiş, kuru meyveler yenilmelidir. Süt diyetten çıkartılmalı, süt ürünleri kullanımı kısıtlanmalıdır.

Doğum kontrol hapları, mide koruyucu ilaçlar, antibiyotikler, kolesterol düşürücü ilaçlar, tıbbi zorunluluk durumları dışında ve uzun süreli kullanılmamalıdır.

Bağırsak hareketliliğinin arttırılması amacıyla düzenli, günlük yürüyüş yapılmalıdır.

Uygun beslenme ile önce kandidanın çoğalması önlenilmeli ve ardından bir hekime danışılarak mantar tedavisi için önerilen mantar ilacı kullanılmalıdır. Ek olarak, normal bağırsak florasını geri yerine koymak amacıyla probiyotik içeren ilaçlar kullanılmalıdır. Ayrıca balık yağı (omega III), magnezyum tozu ve B vitaminlerinin destek olarak alınmasında fayda olacaktır.

Haftada bir kez tükürük testi tekrarıyla enfeksiyon durumu takip edilebilir.

Kandidalar-Nöropsikiatrik semptomlar

Bağırsak florası bozulduğunda en çok üremesi artan patojenler kandidalardır. Popülasyonun çok önemli bir bölümünde kandidaların aşırı arttığı saptanmıştır.

Bağırsak kandida oranının artması ve faydalı bakterilerin azalması beyin çalışma özelliklerini bozarak baş ağrısı, baş dönmesi, dengesizlik, başta hissedilen ses, uyku bozuklukları, yorgunluk hali, unutkanlık, depresyon, mizaç değişiklikleri, görme sorunları; mide-bağırsak sistemini bozarak uyarılgan bağırsak sendromu, distansiyon, kabızlık vb.; kokulara karşı hassasiyet, geçmeyen prostat ve vajinal iltihaplar, tekrarlayan sistit ve böbrek enfeksiyonları, kronik sinüzit, geniz akıntısı, egzama, kas ve eklem ağrıları, astım benzeri yakınmalar ve de özellikle her türlü alerjik yakınmalara neden olabilir.

Kandidalar unlu ve şekerli gıdaları piruvat’a sonradan asetaldehid ve karbondioksit’e dönüştürür. Asetaldehid ise hem karaciğer hem de mantarlar tarafından etil alkol’e dönüştürür. Yani bir tarafından şeker veriyorsunuz, diğer taraftan saf etil alkol alıyorsunuz. Hastalarda görülen bu çakırkeyiflik hali şekerli gıdalara bağımlılığınızı artırıyor ve daha fazla şeker tüketiyorsunuz. Şekerler de mantarların üremesini artırarak tam bir kısır döngüye girmenize neden oluyor. Mantarların insanlarda oluşturduğu klinik tabloya sarhoş hasta sendromu deniliyor.

Bağırsak florasının normale döndürülmesi

Bağırsak florası bozukluğu mikrobiyolojik testlerle ortaya konulabilir (Bağırsak flora tarama testi). Bağırsak florasını düzeltmek oldukça zordur. Uygun bir diyetle ve tedaviyle ancak bir-iki yıl içinde tam anlamıyla düzelebilir. Bağırsak florasının normale döndürülmesinde en önemli etken un ve şekerden fakir bir diyetin kullanılmasıdır. Çünkü mantarlar şekerli ortamda üreme hızlarını iki yüz katına kadar artırabilirler.

Bağırsak florasının zenginleştirilmesi

Geleneksel yemek kültürlerine baktığımızda insanların diyetinin en az yarısının fermente edilmiş gıdalar olduğunu görürüz. Bizim ülkemiz için başlıca fermente gıdalar yoğurt, kefir, peynir, zeytin, ekşi hamur ekmeği, balık, tarhana, sirke, boza, şalgam suyu ve turşulardır. Maalesef son yıllarda gıda endüstrisi gıdaların raf ömrünü artırmak için (UHT, pastörizasyon vb.) probiyotikleri tahrip etmektedirler.

Artık ekşiyebilen bir yoğurdu, ekşi maya ile yapılan bir ekmeği şehirlerde bulmanız oldukça zordur.  En önemli probiyotik kaynaklarından biri turşulardır. Mesela lahanayı ele alalım, bu sebzeyi ancak 2-3 ay taze bir şekilde yiyebilirsiniz. Ama lahanayı turşu yaparsanız bütün bir yıl boyunca yiyebilirsiniz. Üstelik lahana turşusu taze lahanadan çok daha besleyici bir gıdadır. Örneğin probiyotiklerden vitaminlerden ve sindirici enzimlerden son derece zengindirler. Bir porsiyon turşudan 10 trilyon probiyotik alabilirsiniz. Hâlbuki en güçlü probiyotik preparatı bile nadiren 10 milyar koloniden fazlasını içerir. Sindirim enzimleri sindirime yardımcı olurken birçok toksinin de nötralize edilmesini sağlarlar.

Bağırsak florasının zenginleştirilmesinde önce geleneksel fermantasyon ürünleri (turşu, keçi sütünden mayalanmış yoğurt, kefir, peynir, darıdan yapılan boza, doğal sirke vb) tüketilir.  Bunlar yeterli olmuyorsa piyasada satılan probiyotikler preparatlar da diyete ilave edilir.

Uzun süredir probiyotiklerden fakir gıdalarla beslenen ve bağırsak florası normal olmayan kişilere probiyotiklerden zengin gıdalar verilirken dikkatli olmak gerekir.

Bağırsak florası normal olmayan kişilerin bağırsağında çok sayıda patojen mikroplar vardır. Birden bire yoğun probiyotik alınırsa, probiyotikler hastalık yapan mikropları öldürür. Bu mikroplardan çıkan çok sayıda toksinler kana geçerek hastanın rahatsızlıklarını artırır. Hastalarda geçici bir süre hiperaktivite, davranış bozuklukları, uyku sorunları, hırçınlık ve saldırganlığı arttırabilir. Ancak bu geçici bir durumdur ve bu ekstradan oluşan toksinlerin vücuttan atılımını takiben ortadan kalkar. Buna İngilizcede ‘die-off reaction’ denir.  Aslında bu bir ‘iyileşme krizi’dir. Bu durumu önlemek için probiyotiklere ya da probiyotik gıdalara küçük miktarlarda başlanarak daha sonra yavaş yavaş artırılır. Örneğin turşu verilirse önce 1 tatlı kaşığı turşu suyu verilir. Daha sonra bu miktar artırılır. En sonra turşunun kendisi yine az miktarla başlanarak giderek artırılır. En sonunda bir porsiyona çıkarılır. Böylece hastalık yapan mikroplar yavaş yavaş ölür.

Doğal yollar ile kontrol edilemeyen hastalara sindirim enzimleri takviyesi, patojen mikroplara karşı antibiyotikler ve ticari probiyotikler verilir.  Antibiyotik tedavisi sırasında da dikkatli olmak gerekir. Çünkü birden bire ölen patojen mikropların toksinleri daha önce anlattığımız iyileşme krizine neden olabilir. Bu durumu önlemek için antibiyotiklere küçük dozlarda başlanır ve daha sonra doz yavaş yavaş artırılır.

Bülent Kaya

Uzman Doktor

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

WhatsApp WhatsApp İhbar